Me, Myself, and Spotify

Büyürken bütün yaz tatillerimi Marmara denizi kıyısında bir sitede geçirdim. Her sene haziran ayında annemle Harem’den gece otobüsüne binip yazlığa gider, eylül sonuna doğru okullar başlamadan gene otobüse biner ve dönerdik. Arada geçen aylarda, biz denizde dalar çıkar dışarıda koştururken günler birbirine karışır; saatler bilimum oyun, elden ele geçirilen Tommiksler, ve öğle yemeklerini kovalayan uykular ile dolardı. Yazın sonuna doğru, arkadaşlarım teker teker Ankara ve İstanbul’a doğru yola çıkarken site boşalırdı. Onlar ayrılırken, eylülde, rüzgar da durur, etraf sakinleşirdi. Ben sitenin en çok bu yazın sonundaki, sessiz, sakin, ıssız halini severdim; ışığın yatmaya, çınarların yapraklarını dökmeye başladığı ve günlerin kısaldığı zamanı.

Version 2

Üççınar, 2016.

Continue reading

Övelgönne…

Today I sat alone in the sun, at a cafe on the bank of a dark river, in a city I have never been before. Coming here, I took a small ferry up river, from the pier by the harbour. I like ferries, and sitting outside in the wind I remembered of another ferry trip up and down another muddy river, in a far away city and continent, 20 years ago; also alone. I was way out of the beaten-tourist-path and you had to flag down the ferry from the wooden pier if you wanted to get on it. It took me awhile to figure that out. I was proud of myself when I managed (of course, with the help of some mahjong playing old men with missing teeth). I never made it back to that city. I wonder if those ferries still work the same way. Continue reading

Ekonomik krize bel bağlamak, ya da krizle gelen krizle gider mi?

Bu yazı Gazeteduvar’da, 7.10.2018’de yayınlandı…

great depression

Türkiye’de işlerin hiç de iyi olmadığı malum. Ağustos sonunda kopup giden kurlar, Merkez bankasının geç faiz arttırımı sonrasında da pek bir düşüş göstermedi. Zamlar, iflas haberleri gırla. Zaten konu üzerine yazıp çizen, düşünen bir çok kişinin uzun zamandır uyardığı ekonomik krizin artık içindeyiz. Buradan kolay bir çıkış varmış gibi gözükmüyor, bu yolun ekonomik olarak nereye varacağını ekonomistler bile öngöremiyorlar. Fakat korkulan kriz en sonunda kapıyı çalmışken muhalefet içinde, alttan alta bu krizin (en sonunda) iktidarı zayıflatacağına ve hatta güçten düşüreceğine dair bir beklenti de var gibi. Bu yazı bu beklenti üzerine – yani ekonomik krizlerin hükümetlere etkisi, daha da spesifik olarak ekonomik krizin hükümet değişimine yol açacağı beklentisi üzerine. Continue reading

Annihilation’ı seyrederken…

annihilation(Spoiler Alert! Yazı Annihilation (Yokoluş) isimli filmin neredeyse tüm önemli gelişmelerinden bahsediyor. Seyretmediyseniz ve seyretmeye niyetiniz varsa – okumayın – seyredin sonra okuyun :))

________________________________________________________________________________

Geçen hafta evde, heyecanla ekranın karşısına geçip Annihilation (Yokoluş) isimli filmi seyrettim. Annihilation (2018), daha önce Ex Machina (2014) isimli yapay zeka üzerine bayağı ilginç bir bilimkurguyu yönetmiş Alex Garland’ın, Jeff VanderMeer’in kitaplarından esinlenerek yaptığı son filmi. Amerika’da sinemalarda oynadıktan sonra gösterim hakları direkt Netflix’e satılmış ve buralarda sinemada gösterime girmemiş. Ben laptopumun karşısına geçtiğimde film hakkında yönetmenin Alex Garland olduğu ve Natalie Portman’ın başrol oynadığı dışında hiçbir şey bilmiyordum. Beklentim de fazla yüksek değildi; film tavsiye edilmiş olduğu için iyi bir bilimkurgu seyretme olasılığı beni heyecanlandırmıştı – ama sonuçta üzerinde bir ‘Netflix original’ yazan filmden çok da bir şey beklememek lazım diye düşünüyordum. Continue reading

Sahilde: Günün ortasında koşmak ve İstanbul üzerine ufak bir not

IMG_7771

Suadiye, 2017. T. Deniz Erkmen.

İstanbulda kışın sevdiğim bir şey var. Soğuk ve güneşli günlerde, eğer evde çalışıyorsam, günün ortasında ayakkabılarımı giyip koşmaya gitmek. İnsan yazın (hatta bence baharda bile) öğle vakti güneşin altında koşamıyor. Benim için fazla sıcak. Oysa kışın, hava yeterince soğuk olduğunda çok da güzel koşuluyor güneşte, günün tam ortasında. Hele bir de şöyle berrak, temiz bir hava varsa, hani evde balkona çıkınca insanın suratına çarpan türden, o zaman gerçekten de tadına doyulmuyor… Continue reading

When Extraordinary is the New Ordinary: Protest, Law and Authoritarian Consolidation in Turkey

Pride March in IstanbulAs I was scheduled to give a talk at Boise State University in late August right before APSA, I was asked if I could write a piece for the Blue Review, which is a popular scholarship journal published by the School of Public Service of Boise State. I wrote a piece on our current research with Mert Arslanalp from Boğaziçi University which explores protest repression by the Turkish government between 2010-2016 in Turkey, focusing specifically on the use of legalistic tools. You can read the original piece, published on August 28 on Blue Review here

Yüksekte, Tek Başına: Alex Honnold ve Serbest-Solo El Capitan

1. Üç Haziran, Cumartesi – Kadıköy 

Gene her dönem sonu olduğu gibi eve kapanmış öfleye pöfleye sınav okumaya çalışır, içim daralır, ve bir sınavlara bir facebook’a bakarken timeline’ıma bir National Geographic haberi düştü: ’Climber completes the most dangerous rope free ascent ever.’(1) Haberin fotorafında, biz tırmanıcılar için tanıdık bir surat, Alex Honnold, arkasında Yosemite vadisi kameraya gülümsüyor. Orada, açlık grevi, terör, baskı ve hapis haberleri ile dolu timeline’ımın ortasında, Alex Honnold: Mutlu mesut ilk serbest-solo çıkışını gerçekleştirdiği El Capitan’ın tepesinde.

Alex-Honnold-on top of Freerider

Alex Honnold tırmanışından sonra, Freerider’ın tepesinde. Photo: Jimmy Chin

Haberi başlığı doğru mu anlıyorum diye hızla bir okuyorum; evet, doğru anlamışım – Alex Honnold Yosemitenin en ihtişamlı, en ünlü, en uzun duvarlarının olduğu El Capitan’ı Freerider (5.13a, 30 ip boyu, 914 metre) isimli rotasından serbest-solo, yani tek başına ve ip kullanmadan, yani hiç bir güvenlik sistemi olmadan tırmanmış, ve böylece dünyada bunu gerçekleştirebilen ilk insan olmuş. Ben öğleden sonra Kadıköy’de inşaat gürültüleri arasında kendime kahve yapıp çalışmaya çalışırken, Honnold Kaliforniya’da 3 Haziran sabahı, bu granit devin dibine tek başına yürümüş, tırmanış ayakkabılarını ayağına giymiş, ve bir toz torbası dışında hiç bir şey almadan rotaya girip tam 3 saat 56 dk. ve yaklaşık 1000 dikey metre sonra duvarın tepesine ulaşmış.

Ağzım açık ekrana bakıyorum. Teker teker başka tırmanıcı arkadaşlarım da haberi paylaşıyorlar. Haber hızla tırmanış blogları ve dergilerine, oradan Nytimes’a kadar yayılırken sadece ben değil, bütün tırmanış dünyası ekranları karşısında, okuduğumuzu sindirmeye çalışıyoruz – El Capitan, serbest-soloContinue reading